mus'ab bin umeyr 02:17

Mus'ab b. Umeyr, gençliği, yakışıklılığı ve saçlarının güzelliği bakımlarından Mekke'nin tek delikanlısı idi. Anne ve babası onu çok severdi. Annesi çok zengindi, oğluna en güzel ve en kıymetli giysileri giydirirdi.








Mus'ab, Mekkeliler arasında en iyi kokuları kullanır, Hadramut'ta yapılan ayakkabıları giyerdi. Peygamber (s.a.v.) onun bu hâlini anar, şöyle buyururdu: "Mekke'de Mus'ab b. Umeyr'den daha güzel saçlı, zarif elbiseli, daha bol ni'metlere sahip birini görmedim”.







Mus'ab, Efendimiz'in (s.a.v.) Erkam'ın evinde insanları İslâm'a çağırdığını duyunca Allah Resûlü'nün yanına girip Müslüman oldu, onu tasdik etti. Annesinin ve kavminin korkusundan Müslümanlığını gizledi. Nebî Aleyhisselâm'ın yanına gizli olarak gidip geliyordu.







Hz. Peygamber (s.a.v.), Naz ve nimet içinde büyüdüğü halde, Müslüman olması sebebiyle ailesi tarafından dışlanıp fakr- u zarûrete dûçar kalan Umeyr’i yırtık-pırtık elbiseler içinde gördüğünde mübarek gözyaşlarını akıtmıştı ve





- Kalbini Allahü teâlânın nûrlandırdığı şu kimseye bakın! Anne ve babası onu en iyi yiyecek ve içeceklerle besliyorlardı. Allah için bunların hepsini terk etti. Allah ve Resûlünün sevgisi, onu gördüğünüz hâle getirmiştir, buyurdu.







Âilesinin sevgili oğullarına yapmadığı eziyet kalmadı. Onu dîninden döndürmek için evlerindeki bir mahzene hapsederek günlerce aç ve susuz bıraktılar. Arabistan'ın yakıcı güneşi altında ağır ve tahammülü zor işkenceler yaptılar.



Fakat Mus'ab bin Umeyr, bu ağır ve acımasız işkenceler karşısında sabır ve sebât göstererek aslâ İslâmiyetten dönmedi. Her seferinde bütün gücüyle haykırıyordu:



- Allahtan başka tapılacak, ibâdet edilecek ilâh yoktur. Muhammed aleyhisselâm O'nun peygamberidir.







Hz. Mus'ab Uhud harbinde şehîd olunca; onun sûretinde bir melek, sancağı aldı. Mus'ab'ın şehîd düştüğünden Resûlullahın henüz haberi olmamıştı. "İleri ey Mus'ab ileri!" diye sesleniyordu. Bunun üzerine bayrağı elinde tutan melek, geri dönüp Resûlullah efendimize; "Ben Mus'ab değilim" diye cevap verince, Resûlullah sancağı elinde tutanın melek olduğunu anladı. Bundan sonra Peygamberimiz sancağı Hz. Ali'ye verdi.



Resûlullah efendimiz, Mus'ab bin Umeyr'i şehîd olmuş görünce, başı ucuna dikilerek Ahzâb sûresinden:



"Mü'minlerden öyle yiğitler vardır ki, onlar Allah'a verdikleri sözde sadâkat gösterdiler. Onlardan bâzıları şehîd oluncaya kadar çarpışacağına dâir yaptığı adağını yerine getirdi. Kimisi de şehîd olmayı bekliyor. Onlar verdikleri sözü aslâ değiştirmediler" meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu ve sonra şöyle buyurdu:



- Allah'ın Resûlü de şâhittir ki, siz kıyâmet günü Allah'ın huzûrunda şehîd olarak haşrolunacaksınız.







Mus'ab bin Umeyr'e kefen olarak bir şey bulunamamıştı. Mekke'nin en zengin iki ailesinden birinin çocuğu olan Mus'ab bin Umeyr'in örtünecek kefeni yoktu. Vücûdu kaftanı ile ve ayak tarafı da otlarla örtülmek sûretiyle defnedildi.



Habbâb bin Eret der ki:



Mus'ab bin Umeyr, Uhud'da şehid edilince, kendisini saracak kısa bir hırkadan başka bir şey bulunamadı. Hırkayı baş tarafına çektik, ayakları açıldı. Ayaklarına çektik, baş tarafı açıldı. Resûlullah bize:



- Onu baş tarafına çekiniz! Ayaklarını otlarla kapatınız! buyurdu.



Din fedakârlık ister. Kendimizden bazı şeyleri harcamadıkça



iyilerden olamaz, iyiliğe ulaşamayız.



Allah'a giden yol fedakârlıktan geçer. Eğer karşımıza fedakarlık gösterebilecek hiçbir şey çıkmıyorsa o zaman kendimizi muhasebeye çekmeliyiz.

lokman süresi,30 02:13

KOVULMUŞ şeytandan ALLAH'A SIĞINIRIM




İşte-böyle; şüphesiz Allah, O, Hak olandır ve şüphesiz O'nun dışında taptıkları (tanrılar) ise, batıldır. Şüphesiz Allah, Yücedir, büyüktür. (Lokman Suresi, 30)

peygamberimiz eşlerine nasıl davranırdı... 02:11

Son peygamberin evi, yeryüzünde kurulan, gelmiş ve geçmiş bütün evlerin en mesudu, en hürmete layık olanıydı. Onun, hane-i saadetleri, kaynayan bir aşkla her dem saadet kokardı. Allah`ın yarattığı kullar içerisinde hiçbir kadın, Efendimizin hanımlarını sevdiği gibi sevilmemiştir. Yaratılan kullar içerisinde hiçbir erkek de Hz Peygamber(sav) gibi sevilmemiştir. Mecnun, onun katresinden dökülen bir parça bile değildi. Bu sevgi kaynağının elbette en önemli sebebi, Allah Resulünün, hanesinde bulunanlara uyguladığı terbiye usulüydü. Bu usulle, etrafındaki herkesin kalbinde O`na karşı sonsuz bir hürmet ve bağlılık oluşmuştu. O`nun her adımını taklit etmekle, insanlık hem şeref hem huzur bulacaktır. O`nun aile reisi olarak çizdiği portre de hayranlıkla izlenecek mükemmelliktedir. Sabrın, merhametin, şefkatin, anlayışın, inceliğin ve hoşgörünün timsaliydi Efendimiz. Bu faziletler, tarih boyunca hiç kimsede bu denli coşkun ifade olanağı bulamamıştı.



Hz. Peygamber hayatının her alanında büyük bir örnektir!



`Müminlerin iman bakımından en kusursuzu, ahlâkı en güzel olanıdır. Ahlâkı en güzel olanınız da, kadınlarına en güzel davrananınızdır` [Ebu Davud]



Hanımlarına faziletlerini söylemesi, sevdiğini ifade etmesi, bineğine alması, aynı kabın suyu ile müştereken yıkanılması, hanımının hayvana binmesinde yardımcı olması ve dizine bastırarak bindirmesi, kendisine yapılan yemek davetine `hanım da olursa` kaydıyla icabet etmesi, bir sıkıntıyla kederlenip ağlayanın gözyaşlarını elleriyle silerek teselli etmesi gibi Resulullah`ın (sav) pek çok davranışı hanımlarını memnun etmeye yöneliktir.



Eşinin meseleleriyle alakadar olurdu



Hz. Peygamber, günlük ziyaretlerini aksatmadan yapar, onlarla sohbet eder, hal ve hatırlarını sorar ve dertleriyle ilgilenirdi. Ondaki bu incelik, bütün hanımlarına yansımıştır. Bir gün savaşta, babasını ve yakınlarını kaybeden Safiye annemizin yanında, Hz. Peygamber hiç uyumamış, sabaha kadar kendisiyle sohbet edip, ilgilenmiştir.



Hz. Peygamber hastalandığında `keşke senin uğradığın hastalığa ben uğrasaydım, senin yerinde yatan ben olsaydım` deyince diğer hanımlar birbirlerine göz kırparlar. Bunu gören Resulullah, `Safiyye bu sözünde sâdıktır` buyurur. İnsan fıtratında var olan eğlenme ve şakalaşma ihtiyacını bilen Resulullah (sav) buna da imkân tanımış ve bizzat eşleriyle şakalaşmıştır. Muhtelif seferlerde Hz. Aişe ile koşu yarışması yaptığını validemiz kendisi söyler.



Eşinin fikrini uygulayan peygamber



Hudeybiye anlaşması, Müslümanlara çok ağır gelmişti. Kâbe`ye varamadan geri döneceklerdi. Anlaşmayı yazma işinden çıkınca, Resulullah, ashabına: `Kalkın kurbanlarınızı kesin, sonra da tıraş olun!` buyurdu. Ancak (müşriklerle yapılan bu antlaşmadan hiç kimse memnun değildi. Bu sebeple) kimse kalkamadı. Resulullah (sav), emrini üç kere tekrar etti. Yine kalkan olmayınca Ümmü Seleme`nin çadırına girdi. Ona halktan maruz kaldığı bu hali anlattı. O, kendisine: `Ey Allah`ın Resulü! Bunu (yani halkın kurbanını kesip, tıraşını olmasını) istiyor musun? Öyleyse çık, ashaptan hiçbiriyle konuşma, deveni kes, berberini çağır, seni tıraş etsin!` dedi. Hz. Peygamber kalktı, hiç kimse ile konuşmadan bunların hepsini yaptı: Devesini kesti, berberini çağırdı, tıraş oldu. Ashab bunları görünce kalktılar kurbanlarını kestiler, birbirlerini tıraş ettiler`



İslam tarihindeki bu müthiş olay, üzerine durulup düşünülmesi gereken bir konudur. Kim, eşine bu denli iltifatkar olabilir. Kaç aile reisi, en sıkıntılı anlarında hanımıyla istişare yapabilir? Kaç kişi en zor zamanlarında, hanımının sözünü dinler ve ona değer verir ki?



`En hayırlılarınız, aileniz için hayırlı olanlarınızdır`



Peygamberimiz (sav): `En hayırlılarınız, ailesi için hayırlı olanınızdır. Bana gelince ben, aileme karşı sizden en hayırlı olanınızım` buyurmuştur. O ailesiyle birlikte olduğunda, onlarla sohbet eder, vakit geçirir, hal ve hatırlarını sorar, şakalaşır ve onları büyük bir ciddiyetle eğitirdi.



Efendimiz (sav)`ın hayatından öğrendiğimiz, O`nun ailesine karşı iki istikameti olduğudur. Birincisi; aile fertlerinin her biri şahsen teması ve özel sohbeti... İkincisi; aile fertlerinin tamamının birbirleriyle teması ve sohbeti...



Resulullah, bu prensiplerini bozmamak için, bunlara çok ihtimam gösterir, dikkat ederdi. Ayrıca her sabah mescitten çıktıktan sonra ve her ikindi namazını kıldıktan sonra, hanımlarına uğrar, belirli sürelerde onlarla sohbet ederdi.



Ailesini özellikle bir araya toplardı



Resulullah (sav), aile fertlerinin bir araya toplanmasını sağlamak gayesiyle her akşam, bütün hanımları, Efendimiz o gece kimde geceleyecekse, onun evine toplanır ve topluca sohbet ederlerdi. Bu sohbetlerde, Efendimizin zevcelerine ibretli kıssalar anlattığı, güldürücü şakalar yaptığı rivayet edilmiştir.



İlgilenme ve değer verme



Kendisini, muhatabının fikrine saygı duyma ve önerilerini dikkate almada da gösterir. Ve tabii ki Hz. Peygamber bu konuda da örnek teşkil eder bugünün erkeklerine ve tüm insanlara. Özellikle eşinin sözüne ve düşüncesine, doğrudan hanımını ilgilendiren konularda bile müracaat etmeyen aile reisleri, Hz. Peygamber`in (sav) yaşayışı göz önüne alındığında en yakın arkadaşlarına haksızlık etmektedirler. Oysa Hz. Peygamber çok kritik anlarda eşlerinin fikrini almış ve uygulamıştır...



selam ve dua ile...

deneme hadis 02:04

hadis hadis hadis

peygamberimiz eşlerine nasıl davranırdı... 02:03

Son peygamberin evi, yeryüzünde kurulan, gelmiş ve geçmiş bütün evlerin en mesudu, en hürmete layık olanıydı. Onun, hane-i saadetleri, kaynayan bir aşkla her dem saadet kokardı. Allah`ın yarattığı kullar içerisinde hiçbir kadın, Efendimizin hanımlarını sevdiği gibi sevilmemiştir. Yaratılan kullar içerisinde hiçbir erkek de Hz Peygamber(sav) gibi sevilmemiştir. Mecnun, onun katresinden dökülen bir parça bile değildi. Bu sevgi kaynağının elbette en önemli sebebi, Allah Resulünün, hanesinde bulunanlara uyguladığı terbiye usulüydü. Bu usulle, etrafındaki herkesin kalbinde O`na karşı sonsuz bir hürmet ve bağlılık oluşmuştu. O`nun her adımını taklit etmekle, insanlık hem şeref hem huzur bulacaktır. O`nun aile reisi olarak çizdiği portre de hayranlıkla izlenecek mükemmelliktedir. Sabrın, merhametin, şefkatin, anlayışın, inceliğin ve hoşgörünün timsaliydi Efendimiz. Bu faziletler, tarih boyunca hiç kimsede bu denli coşkun ifade olanağı bulamamıştı.



Hz. Peygamber hayatının her alanında büyük bir örnektir!



`Müminlerin iman bakımından en kusursuzu, ahlâkı en güzel olanıdır. Ahlâkı en güzel olanınız da, kadınlarına en güzel davrananınızdır` [Ebu Davud]



Hanımlarına faziletlerini söylemesi, sevdiğini ifade etmesi, bineğine alması, aynı kabın suyu ile müştereken yıkanılması, hanımının hayvana binmesinde yardımcı olması ve dizine bastırarak bindirmesi, kendisine yapılan yemek davetine `hanım da olursa` kaydıyla icabet etmesi, bir sıkıntıyla kederlenip ağlayanın gözyaşlarını elleriyle silerek teselli etmesi gibi Resulullah`ın (sav) pek çok davranışı hanımlarını memnun etmeye yöneliktir.



Eşinin meseleleriyle alakadar olurdu



Hz. Peygamber, günlük ziyaretlerini aksatmadan yapar, onlarla sohbet eder, hal ve hatırlarını sorar ve dertleriyle ilgilenirdi. Ondaki bu incelik, bütün hanımlarına yansımıştır. Bir gün savaşta, babasını ve yakınlarını kaybeden Safiye annemizin yanında, Hz. Peygamber hiç uyumamış, sabaha kadar kendisiyle sohbet edip, ilgilenmiştir.



Hz. Peygamber hastalandığında `keşke senin uğradığın hastalığa ben uğrasaydım, senin yerinde yatan ben olsaydım` deyince diğer hanımlar birbirlerine göz kırparlar. Bunu gören Resulullah, `Safiyye bu sözünde sâdıktır` buyurur. İnsan fıtratında var olan eğlenme ve şakalaşma ihtiyacını bilen Resulullah (sav) buna da imkân tanımış ve bizzat eşleriyle şakalaşmıştır. Muhtelif seferlerde Hz. Aişe ile koşu yarışması yaptığını validemiz kendisi söyler.



Eşinin fikrini uygulayan peygamber



Hudeybiye anlaşması, Müslümanlara çok ağır gelmişti. Kâbe`ye varamadan geri döneceklerdi. Anlaşmayı yazma işinden çıkınca, Resulullah, ashabına: `Kalkın kurbanlarınızı kesin, sonra da tıraş olun!` buyurdu. Ancak (müşriklerle yapılan bu antlaşmadan hiç kimse memnun değildi. Bu sebeple) kimse kalkamadı. Resulullah (sav), emrini üç kere tekrar etti. Yine kalkan olmayınca Ümmü Seleme`nin çadırına girdi. Ona halktan maruz kaldığı bu hali anlattı. O, kendisine: `Ey Allah`ın Resulü! Bunu (yani halkın kurbanını kesip, tıraşını olmasını) istiyor musun? Öyleyse çık, ashaptan hiçbiriyle konuşma, deveni kes, berberini çağır, seni tıraş etsin!` dedi. Hz. Peygamber kalktı, hiç kimse ile konuşmadan bunların hepsini yaptı: Devesini kesti, berberini çağırdı, tıraş oldu. Ashab bunları görünce kalktılar kurbanlarını kestiler, birbirlerini tıraş ettiler`



İslam tarihindeki bu müthiş olay, üzerine durulup düşünülmesi gereken bir konudur. Kim, eşine bu denli iltifatkar olabilir. Kaç aile reisi, en sıkıntılı anlarında hanımıyla istişare yapabilir? Kaç kişi en zor zamanlarında, hanımının sözünü dinler ve ona değer verir ki?



`En hayırlılarınız, aileniz için hayırlı olanlarınızdır`



Peygamberimiz (sav): `En hayırlılarınız, ailesi için hayırlı olanınızdır. Bana gelince ben, aileme karşı sizden en hayırlı olanınızım` buyurmuştur. O ailesiyle birlikte olduğunda, onlarla sohbet eder, vakit geçirir, hal ve hatırlarını sorar, şakalaşır ve onları büyük bir ciddiyetle eğitirdi.



Efendimiz (sav)`ın hayatından öğrendiğimiz, O`nun ailesine karşı iki istikameti olduğudur. Birincisi; aile fertlerinin her biri şahsen teması ve özel sohbeti... İkincisi; aile fertlerinin tamamının birbirleriyle teması ve sohbeti...



Resulullah, bu prensiplerini bozmamak için, bunlara çok ihtimam gösterir, dikkat ederdi. Ayrıca her sabah mescitten çıktıktan sonra ve her ikindi namazını kıldıktan sonra, hanımlarına uğrar, belirli sürelerde onlarla sohbet ederdi.



Ailesini özellikle bir araya toplardı



Resulullah (sav), aile fertlerinin bir araya toplanmasını sağlamak gayesiyle her akşam, bütün hanımları, Efendimiz o gece kimde geceleyecekse, onun evine toplanır ve topluca sohbet ederlerdi. Bu sohbetlerde, Efendimizin zevcelerine ibretli kıssalar anlattığı, güldürücü şakalar yaptığı rivayet edilmiştir.



İlgilenme ve değer verme



Kendisini, muhatabının fikrine saygı duyma ve önerilerini dikkate almada da gösterir. Ve tabii ki Hz. Peygamber bu konuda da örnek teşkil eder bugünün erkeklerine ve tüm insanlara. Özellikle eşinin sözüne ve düşüncesine, doğrudan hanımını ilgilendiren konularda bile müracaat etmeyen aile reisleri, Hz. Peygamber`in (sav) yaşayışı göz önüne alındığında en yakın arkadaşlarına haksızlık etmektedirler. Oysa Hz. Peygamber çok kritik anlarda eşlerinin fikrini almış ve uygulamıştır...



selam ve dua ile...

Hayırlı Cumalar...Selam ve Dua ile... 01:49

01:02

Peygamberimiz (s.a.v) Hz.Ali'ye şöyle dedi.




"Ya Ali Beş şeyi Yapmadan Yatma"



1- Kur'anın Hepsini Okumadan Yatma.



2- Dört Bin Dirhem Sadaka Vermeden Yatma.



3- Kabeyi Ziyaret Etmeden Yatma.



4- Cennette Yeriniz Hazırlamadan Yatma.



5- Küs Olduğun Biriyle Barışmadan Yatma.



Ali (r.a) Bu Nası...l O...lur Ya ResulALLAH Dedi.?





Peygamberimiz(s.a.v) şöyle Buyurdu



Bilmiyormusunki





1- (3 Kere) Ihlas Süresi Kur'anin Hepsine Eşittir.



2-(4 Kere) Fatiha Süresi 4 Bin Dirheme Eşittir.



3- (10 Kere)

"Lailahe IllALLAHu Vahdehu La şerikele Lehü El'mülkü Ve Lehü El'hamdü Yuhyi Ve Yümitu Ve Hüve Ala Külli şey'in Kadiyr"



Demende Kabeyi Ziyarete Eşittir



4-(10 Kere)

"La Havle Vela Kuvvete Illa Billahi El Aliy El Aziym"



Demen Cennette Yerini Hazırlamana Vesiledir.



5- (10 Kere)

"Estağfurullahi El Aziym Ellezi Lailahe Illa Hu El Hay El Kayyum Ve Etubu Ileyhi"

Demen Darlığın Ve Husumetli Olduğun İnsanlarla Barışmış Derecesinde Ecre Vesiledir

çok güzel...inşallah 00:58

Peygamberimiz (s.a.v) Hz.Ali'ye şöyle dedi.




"Ya Ali Beş şeyi Yapmadan Yatma"



1- Kur'anın Hepsini Okumadan Yatma.



2- Dört Bin Dirhem Sadaka Vermeden Yatma.



3- Kabeyi Ziyaret Etmeden Yatma.



4- Cennette Yeriniz Hazırlamadan Yatma.



5- Küs Olduğun Biriyle Barışmadan Yatma.



Ali (r.a) Bu Nası...l O...lur Ya ResulALLAH Dedi.?





Peygamberimiz(s.a.v) şöyle Buyurdu



Bilmiyormusunki





1- (3 Kere) Ihlas Süresi Kur'anin Hepsine Eşittir.



2-(4 Kere) Fatiha Süresi 4 Bin Dirheme Eşittir.



3- (10 Kere)

"Lailahe IllALLAHu Vahdehu La şerikele Lehü El'mülkü Ve Lehü El'hamdü Yuhyi Ve Yümitu Ve Hüve Ala Külli şey'in Kadiyr"



Demende Kabeyi Ziyarete Eşittir



4-(10 Kere)

"La Havle Vela Kuvvete Illa Billahi El Aliy El Aziym"



Demen Cennette Yerini Hazırlamana Vesiledir.



5- (10 Kere)

"Estağfurullahi El Aziym Ellezi Lailahe Illa Hu El Hay El Kayyum Ve Etubu Ileyhi"

Demen Darlığın Ve Husumetli Olduğun İnsanlarla Barışmış Derecesinde Ecre Vesiledir

Senai Demirci'nin Dilinden ... 03:32

BIRAKMA ELLERİMİ ALLAH'IM



Ben kalbimi dünyanın dert duvarları arasında ezdirdim...

Çok özledim sonsuz genişliğini secdelerin...

Ben ruhumu zehir parmaklıklar ardında tutuklu bıraktım...

Öyle çok susadım ki ilk tekbirin;dudağımdan içtiğim serinliğe...

Ben bencilliğin dehlizlerinde ümitsizce dolandım...dolandım...dolandım...



Öyle çok hasretimki bir rukün kavsinde

Belimi kıran ayrılıkları göğe savurmaya...

Ben ellerine cilveli kelepçeleri vurulmuş bir zavallıyım...

Çok isterdim bir kıyamın kıyametinde

İçimdeki bütün kuşları dağlara uçurmayı...

Ayaklarımı dar zamanların prangalarına kaptırdım ben...

Öyle hasretim ki yalnız ve yalnız sana kul olmaya...

Cümle dilenciliklerden kurtulmaya...

Öyle hasretim ki göğsümde sakladığım kanadı kırık serçeleri

Rahmetinin yuvasına uçurmaya...

Öyle çok hasretim ki yalnız ve yalnız sana muhtaç olmaya...

İçimde saklı sancılı incileri rahmetinin kıyılarına savurmaya ahdettim...

Mülteci ellerimin ayazında ölmüş kelebekleri...

Kudsi levhanın dokunuşuna emanet etmeye geldim...

Ben gururun mahkumuyum...

Ben gerçeğin kaçkınıyım...

Ben günahın tutsağıyım...

Ben isyan çöllerinin çorağına sürgün bir yetimim

Sevindir beni,sevdir,sevindir,sev sevdiğini bildir...

Hüzünlerimi bir secdenin billur sularında erit ne olur...

Ne olur korkularımı rahmetinin kucağında teskin eylesen...

Ben sahte uzaklıkların sürgünüyüm..

Ben içine kalbimi sığdıramadığım dar vakitlerin küskünüyüm...

Öyle özledim ki seccademin alnımdan öpüşlerini...

öyle özledim...

İşte huzuruna geldim ...



Şöyle başımı sokacak bir umudum olsun istedim...

İstedim ki yüzünden menekşeler toplayacağım sonsuz ovalarım olsun...

İstedim ki koşayım...koşup koşabildiğim kadar...

İçimde sakladığım bütün uçurtmaları rüzgarlara verebileyim...



Ben sonsuz derinlikte uykuların yitiğiyim...

Ben unutuş uçurumların dibinde unutulmuş bir cesedim...

Ben benlik ve bencillik yabancılıklarında

Evine yol bulamayan bir yitirmişim...

Çok özledim En Sevgilinin en çok sevdiği yerde durmayı....

Öyle hasretim ki öyle muhtacım ki

En Sevgilinin en çok sevildiği halde olmaya...

Geldim...

Huzuruna vardım...

Geçtim kendimden...

Kendimi geçtim...

Deldim benlik dağını...

Yolda kaldı ferhat...

Şirinin ben oldum

Yandı her yanım...

İbrahimin oldum...

Gül oldum...

Çöle verdim leylayı;aklı mecnuna sattım...

Mecnun oldum...Yakınlığına geldim...

Tüm uzaklıkları uzaklara savurdum keremini gördüm

Vazgeçtim aslıdan,gölgeden çıktım,vaslına geldim...

aslına geldim... Yandım KUL oldum...

Yandım KÜL oldum...

Yandım GÜL oldum...

Durdum namaza;

Miracına geldim,niyazına durdum

Nazla beni ne olur...

En Sevgilinin durduğu eşikte durdum

Miracına geldim...

Miracına geldim...

Nazarında tut ne olur...

Bakışınla sar beni,el üstünde tut,bırakma ellerimi...



Senaı Demırcı

Ey Allahım... 03:29

Ey Allah'ım...!






Sana layıkıyla kul olmayı öğret bana



Rasulüne layıkıyla ümmet olmayı öğret bana



Nefsimin ve şeytanın şerrinden korunmayı



haramlardan uzak kalmayı



Miraç-vari namaz kılmayı



Kalbimle dilimle beraber olan oruç tutmayı



Hz Eyüp misali sabretmeyi



Hz Yusuf misali sakınmayı



Hz Ebubekir misali doğru olmayı



Hz Ömer misali adaletli olmayı



Hz Osman misali hayalı olmayı



Hz Ali misali şecaatli olmayı



Hz Muhammed (sav) misali güvenilir olmayı ihlaslı olmayı samimi olmayı ve



onun gibi kul olmayı mü'min olmayı öğret bana...



Rabbimiz! Ancak sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır (Mümtehine 4).



Rabbimiz! Bizi inkar edenler için deneme konusu kılma bizi bağışla! Ey

Rabbimiz! Yegâne galip ve hikmet sahibi ancak sensin (Mümtehine 5).



Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla bizi bağışla; çünkü sen her şeye

kadirsin (Tahrim 8 ).



İbrahim (a.s)´in Duası:

Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat (Şuarâ 83).

Bana sonra gelecekler içinde iyilikle anılmak nasip eyle! (Şuarâ 84).



Beni Naîm cennetinin vârislerinden kıl (Şuarâ 85).



Süleyman (a.s)´in Duası:

Ey Rabbim! Bana ana-babama verdiğin nimete şükretmeyi ve

hoşnut olacağın iyi işler yapmaya muvaffak kıl. Rahmetinle beni iyi

kulların arasına kat (Neml 19).

amin

Allah Seni Toplasın 03:14

Hiç duydun mu şu duayı?


"Allah seni toplasın!"

Eskiler böyle dua ederlermiş hep.

Ne güzel bir duadır bu ya Rabbi çağa karşı!

Allah seni toplasın!



Gözünü.

Kulağını.

Aklını.

Yüreğini.

Hayalini...



Toplasın ağyardan..Sana "el" olan sınırlardan.

"Allah seni toplasın"

Toplanmazsan dağılacaksın çünkü.

Dağılanca da dağıtacaksın!



İşte toplum...lardaki kargaşaların sebebi hep bu "dağınıklık".

Her parçamız bir yerdeyken ne kendimiziz ne de kendimizdeyiz.

Üstelik "biz"i bitirdiğimiz gibi "gayrımızı" da bitirmekteyiz.

İşin esası Tevhid anlayana.

Topla bizi ya Rabbi!



Elimizi, dilimizi, gözümüzü, kulağımızı, aklımızı, hayalimizi, topla yüreklerimizi ne olur.

Vakittir dua olsun çağa karşı, hala diri kalan bir yürek yarımızdan



" amin " ...

Hayırlı Cumalar...Selam ve Dua ile... 03:05

Rahmet timsâli olan Efendimiz (asm) buyurdular ki: “Cum‘a günü, bana çok salavât getirin. Çünki Cum‘a günü, şâhidlerin hazır olduğu bir gündür. Yani o günde melekler, ibâdet edenlerin yanında hazır bulunurlar. Sizden biriniz bana salavât getirdiğinde, bitirinceye kadar ...salavâtı melekler tarafından bana takdîm edilir.”

Kadere küsmeyelim.... 02:59

Eyy burnu kanasa hemen kadere küsüp yüzünü ekşiten..!


Gülden hiç ders almıyor musun?

Bütün yaprakları tek tek yolsan gül yine de gülmekten vazgeçmez.



Hale razı oluş; şükürdür...



Gül de daimi bir şükür makamındadır.



Hem bilmez misin ki başına gelen sıkıntılar aslında daha büyük bir sıkıntıya set olur da başındaki belayı ...def ederler.



"O halde yüzün gülsün.. "



Hz. Mevlana

Rabbim sevginden mahrum etme bizi... 02:49

Hüzün dalgası çarptıysa bir insanın yüreğine ya Mevlasını özlemiştir yada Mevlası onu...Mevlayı özleyen gönül ya hüznü bekler yada hüzündedir...Bela, gam ve keder Mevlanın sevdiklerine gösterdiği kamçıdır.....Vurdukça kendine çeker."(İmam Rabbani)

Kuru Patlıcan ve Biber Dolması 02:26



Malzemeler:
10-15 tane kuru patlıcan
10-15 tane kuru biber
1,5 yemek kaşığı biber salçası
1,5 yemek kaşığı domates salçası
3-4 tane büyük kuru soğan
yarım çay bardağı nar ekşisi
2 su bardağı pirinç
1 su bardağı bulgur
baharatlar(karabiber,tuz,pulbiber,kimyon,nane)
bol zeytinyağı


Yapılışı:
  • Önce kuru patlıcan ve biberleri bir kaba koyup üzerine kaynar su döküp 1-2 saat bekletin.(aslında normalde 1 gece önceden normal suyla ıslatıp yapılacağı gün 3 dakika haşlanmalılar.ama ben ıslatmayı unuttuğum için böyle yaptım çok güzel oldu...)
  • Diğer tarafta soğanları küp küp doğrayıp zeytinyağında pembeleşene kadar kavuralım.
  • Kavrulan soğanların içine biber salçası ve domates salçasını ekleyip karıştıralım.
  • Pirincimizi ve bulgurumuzu ekleyelim.
  • Nar ekşisi ve baharatları ekleyip karıştıralım.
  • Kısık ateşte 10 dk.kavuralım.
  • Daha sonra sudaki kurularımızı süzgece alıp fazla sularını alalım.
  • İç harcımızdan çok olmayacak şekilde içlerini dolduralım .(yarıya kadar dağılmaması için)
  • Dolmalarımızı tenceremize dizelim ve kaynar su ekleyelim.(yarısına kadar üstünü geçmeyecek şekilde.)
  • Biraz zeytinyağı gezdirip kısık ateşte pişirelim...

Şimdiden afiyet olsun...harika bir lezzet çay davetleri içinde akşam yemeği davetleri içinde mükemmel bir lezzet....




bir gün peygamber efendimiz ziyaretimize gelse... 01:55

Eger bir gün, Peygamberimiz ziyaretimize gelse,


Yalnizca bir kaç günlügüne,

Hem de aniden gelmis olsa;

Merak ediyorum ne yapacagimizi?

Biliyorum en güzel odamizi kendisine tahsis edecegimizi.

Böylesi serefli bir misafire yiyeceklerin en iyisini,

Içeceklerin en iyisini sunacagimizi.



Onu evimizde görmekten mutlu olacagimiza,

Ona hizmet etmemizden alacagimiz hazzi,

Baska hiçbir seyden alamayacagimiza da inaniyorum.



Tüm bunlara ragmen memat ediyor ve düsünüyorum:

Onun evimize dogru geldigini gördügümüzde,

Kapida mi karsilayacagiz?

O güzel misafiri içeri almadan "Buyur Ya Resulullah!" demeden,

Kollarimiz bu mübarek konugumuza uzanmis olarak

"Hos geldiniz!" deyip içeri almadan önce neler yapacagimizi merak ediyorum.



Masamizin üzerindeki bazi gazete ve dergileri saklayip,

Onun yerine Kur'an mi koyacagiz?

Hala açik saçik programlari izledigimiz televizyonun üzerini örtüyle mi kapatacak

Veya alelacele yerinde kaldirip bodrum kattaki izbeye mi saklayacagiz?

Yahut da kosacak miyiz kapatmaya, O kizmadan önce?

Veya o nurlu misafirin isitmedigini umarak kapatacak miyiz radyomuzu,

Yüz kizartici bantlari izledigimiz videomuzu?

Evin rafinda üst üste dizdigimiz müzik bantlarini unuttuk galiba.

Hemencecik onlari kaldirip, onun yerine Hadis kitaplari mi yerlestirecegiz.



Merak ediyorum .

Evimize girmek üzere bulunan bu serefli Misafirin hemen girmesine müsaade edecek miyiz ?

Ya da saga sola mi kosturacagiz?

Yahut da "Biraz bekler misiniz?" diyerek Onu kapimizin önünde mi bekletecegiz ?



Merak ediyorum...

Eger Peygamberimiz bir kaç gününü geçirmis olsa,

Alisagelen yaptiklarimiza devam mi edecegiz?

Her sabah gün dogusuna veya kaba kusluga kadar uyabilecek miyiz?

Ailemizle kavgali-gürültülü savas ortamini sürdürebilecek miyiz?

Yoksa bir kaç saat sonra sikilmaya, daralmaya mi baslayacagiz?



Merak ediyorum...

Hiç yüzümüzü asmadan tüm aile fertlerimizle beraber her vaktin namazini kilabilecek miyiz?

Sabahin erkeninde yatagimizdan firlayip sabah namazi hazirligini yapabilecek,

Nisanlanma çagina gelen kiz ve erkek çocuklarimizi yataklarindan kaldirabilecek miyiz?

Veya, Serefli Misafirin abdest suyunu dökerken,

Öbür odada 15 yasina gelmis ancak secde yüzü görmemis oglumuzu nereye saklayacagiz?

Yoksa bir kaç günlügüne otele veya akrabalarimizin evine mi gönderecegiz?



Merak ediyorum...

Alistigimiz hayat seyrimizin, kontrolden çiktigindaki aci halimizi.

Bayimiz gazeteyi kapidan uzattiginda ne yapacagimizi.

Müslüman bir sahabe kadinin kiyafetine dokunan Yahudilere karsi

Savas baslatan Misafir Peygamberin yaninda

O müstehcen gazeteyi okuyabilecek miyiz?



Acaba diyorum...

Peygamberimizi yanimiza alarak gitmeyi planladigimiz yerlere götürebilecek miyiz?

17 yasindaki kizimizin yanina gelerek "Siz ne alirdiniz. "

diyecek olan bir garsonun sözüne karsi tavrimizi.



Acaba diyorum.

Gittigimiz yerde üç-dört saat boyunca yemek masasinda Peygamberimiz de bulunabilecek mi?

Yoksa Onu evimize istirahata mi alacagiz?



Düsünüyorum.

Hem de gözlerimle görmüs gibi düsünüyorum.

Bir kaç günlügüne evimize misafir olarak gelmis olan Peygamberimizle

24 saatimizi nasil geçirdigimizi göstermemizi.

"Bonjour" diyerek evimize giren oglumuzu, yarim etekle arabadan inen genç kizimizi.

"Bunda benim suçum yoktur "Ya Resulallah!" deyip,

Ölüp ölüp dirilen ana ve babalari....

Düsünüyorum Peygamberimiz evimize otururken,

Evimize gelecek aile misafirlerimizi.

Peygamberimizden habersiz olan misafirlerimizin girislerini, konusmalarini, görüntülerini.



Evet evimize sadece bir kaç günlügüne misafir olarak gelecek olan,

Peygamberimize karsi sergileyecegimiz tavirlarimizi merak ediyorum.

Bu Peygamberin nasil karsilanip, nasil ugurlanacagini merak ediyorum.



Peygamberimiz eger bizimle bir kaç gününü geçirecek olsa,

Alisagelen yaptigimiz islere devam mi edecegiz?

Yahut da ziyaret bittiginde ve evimizden ayrildiginda rahat bir nefes mi alacagiz?



Evet sevgili Peygamberimiz bizimle biraz vakit geçirmek için gelse;

Hayatimiz altüst mü olacak?



Yoksa, evet yoksa...

merhaba 00:45

Nihayet çok istediğim bloguma kavuştum.Blog düzenleme hakkında çok şey bilmesemde yardımcı olan kardeşlerim sayesinde birşeyler paylaşmanın sevincini yaşıyoırum.İnşallah faydalı paylaşımlarla bundan sonra burda olmaya çalışacağım.Hayattan çok şey beklemeyen,yaradanın verdikleriyle mutlu olmasını bilen,içindeki kaybolmaya yüz tutmuş çocuğu günyüzüne çıkarmaya çalışan,ufacık şeylerle mutlu olmayı bilen biri olarak sizleride bu mutluluğa ortak etmek istedim.
Yemek tariflerileri,Elişleri,Hadisler,Dualar,Ayetler,Hikayeler,Faydalı kitaplar  bölümleri olacak şimdilik blogumla zamanla bunları genişletmeye çalışacağım.
Faydalı paylaşımlarda bulunabilmek temennisiyle....Rabbim bizleri hayırda yarışanlardan eylesin inşallah...

Hayra vesile olan hayır işlemiş gibidir....


selam ve dua ile yaradana emanetsiniz....