mus'ab bin umeyr 02:17

Mus'ab b. Umeyr, gençliği, yakışıklılığı ve saçlarının güzelliği bakımlarından Mekke'nin tek delikanlısı idi. Anne ve babası onu çok severdi. Annesi çok zengindi, oğluna en güzel ve en kıymetli giysileri giydirirdi.








Mus'ab, Mekkeliler arasında en iyi kokuları kullanır, Hadramut'ta yapılan ayakkabıları giyerdi. Peygamber (s.a.v.) onun bu hâlini anar, şöyle buyururdu: "Mekke'de Mus'ab b. Umeyr'den daha güzel saçlı, zarif elbiseli, daha bol ni'metlere sahip birini görmedim”.







Mus'ab, Efendimiz'in (s.a.v.) Erkam'ın evinde insanları İslâm'a çağırdığını duyunca Allah Resûlü'nün yanına girip Müslüman oldu, onu tasdik etti. Annesinin ve kavminin korkusundan Müslümanlığını gizledi. Nebî Aleyhisselâm'ın yanına gizli olarak gidip geliyordu.







Hz. Peygamber (s.a.v.), Naz ve nimet içinde büyüdüğü halde, Müslüman olması sebebiyle ailesi tarafından dışlanıp fakr- u zarûrete dûçar kalan Umeyr’i yırtık-pırtık elbiseler içinde gördüğünde mübarek gözyaşlarını akıtmıştı ve





- Kalbini Allahü teâlânın nûrlandırdığı şu kimseye bakın! Anne ve babası onu en iyi yiyecek ve içeceklerle besliyorlardı. Allah için bunların hepsini terk etti. Allah ve Resûlünün sevgisi, onu gördüğünüz hâle getirmiştir, buyurdu.







Âilesinin sevgili oğullarına yapmadığı eziyet kalmadı. Onu dîninden döndürmek için evlerindeki bir mahzene hapsederek günlerce aç ve susuz bıraktılar. Arabistan'ın yakıcı güneşi altında ağır ve tahammülü zor işkenceler yaptılar.



Fakat Mus'ab bin Umeyr, bu ağır ve acımasız işkenceler karşısında sabır ve sebât göstererek aslâ İslâmiyetten dönmedi. Her seferinde bütün gücüyle haykırıyordu:



- Allahtan başka tapılacak, ibâdet edilecek ilâh yoktur. Muhammed aleyhisselâm O'nun peygamberidir.







Hz. Mus'ab Uhud harbinde şehîd olunca; onun sûretinde bir melek, sancağı aldı. Mus'ab'ın şehîd düştüğünden Resûlullahın henüz haberi olmamıştı. "İleri ey Mus'ab ileri!" diye sesleniyordu. Bunun üzerine bayrağı elinde tutan melek, geri dönüp Resûlullah efendimize; "Ben Mus'ab değilim" diye cevap verince, Resûlullah sancağı elinde tutanın melek olduğunu anladı. Bundan sonra Peygamberimiz sancağı Hz. Ali'ye verdi.



Resûlullah efendimiz, Mus'ab bin Umeyr'i şehîd olmuş görünce, başı ucuna dikilerek Ahzâb sûresinden:



"Mü'minlerden öyle yiğitler vardır ki, onlar Allah'a verdikleri sözde sadâkat gösterdiler. Onlardan bâzıları şehîd oluncaya kadar çarpışacağına dâir yaptığı adağını yerine getirdi. Kimisi de şehîd olmayı bekliyor. Onlar verdikleri sözü aslâ değiştirmediler" meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu ve sonra şöyle buyurdu:



- Allah'ın Resûlü de şâhittir ki, siz kıyâmet günü Allah'ın huzûrunda şehîd olarak haşrolunacaksınız.







Mus'ab bin Umeyr'e kefen olarak bir şey bulunamamıştı. Mekke'nin en zengin iki ailesinden birinin çocuğu olan Mus'ab bin Umeyr'in örtünecek kefeni yoktu. Vücûdu kaftanı ile ve ayak tarafı da otlarla örtülmek sûretiyle defnedildi.



Habbâb bin Eret der ki:



Mus'ab bin Umeyr, Uhud'da şehid edilince, kendisini saracak kısa bir hırkadan başka bir şey bulunamadı. Hırkayı baş tarafına çektik, ayakları açıldı. Ayaklarına çektik, baş tarafı açıldı. Resûlullah bize:



- Onu baş tarafına çekiniz! Ayaklarını otlarla kapatınız! buyurdu.



Din fedakârlık ister. Kendimizden bazı şeyleri harcamadıkça



iyilerden olamaz, iyiliğe ulaşamayız.



Allah'a giden yol fedakârlıktan geçer. Eğer karşımıza fedakarlık gösterebilecek hiçbir şey çıkmıyorsa o zaman kendimizi muhasebeye çekmeliyiz.

lokman süresi,30 02:13

KOVULMUŞ şeytandan ALLAH'A SIĞINIRIM




İşte-böyle; şüphesiz Allah, O, Hak olandır ve şüphesiz O'nun dışında taptıkları (tanrılar) ise, batıldır. Şüphesiz Allah, Yücedir, büyüktür. (Lokman Suresi, 30)

peygamberimiz eşlerine nasıl davranırdı... 02:11

Son peygamberin evi, yeryüzünde kurulan, gelmiş ve geçmiş bütün evlerin en mesudu, en hürmete layık olanıydı. Onun, hane-i saadetleri, kaynayan bir aşkla her dem saadet kokardı. Allah`ın yarattığı kullar içerisinde hiçbir kadın, Efendimizin hanımlarını sevdiği gibi sevilmemiştir. Yaratılan kullar içerisinde hiçbir erkek de Hz Peygamber(sav) gibi sevilmemiştir. Mecnun, onun katresinden dökülen bir parça bile değildi. Bu sevgi kaynağının elbette en önemli sebebi, Allah Resulünün, hanesinde bulunanlara uyguladığı terbiye usulüydü. Bu usulle, etrafındaki herkesin kalbinde O`na karşı sonsuz bir hürmet ve bağlılık oluşmuştu. O`nun her adımını taklit etmekle, insanlık hem şeref hem huzur bulacaktır. O`nun aile reisi olarak çizdiği portre de hayranlıkla izlenecek mükemmelliktedir. Sabrın, merhametin, şefkatin, anlayışın, inceliğin ve hoşgörünün timsaliydi Efendimiz. Bu faziletler, tarih boyunca hiç kimsede bu denli coşkun ifade olanağı bulamamıştı.



Hz. Peygamber hayatının her alanında büyük bir örnektir!



`Müminlerin iman bakımından en kusursuzu, ahlâkı en güzel olanıdır. Ahlâkı en güzel olanınız da, kadınlarına en güzel davrananınızdır` [Ebu Davud]



Hanımlarına faziletlerini söylemesi, sevdiğini ifade etmesi, bineğine alması, aynı kabın suyu ile müştereken yıkanılması, hanımının hayvana binmesinde yardımcı olması ve dizine bastırarak bindirmesi, kendisine yapılan yemek davetine `hanım da olursa` kaydıyla icabet etmesi, bir sıkıntıyla kederlenip ağlayanın gözyaşlarını elleriyle silerek teselli etmesi gibi Resulullah`ın (sav) pek çok davranışı hanımlarını memnun etmeye yöneliktir.



Eşinin meseleleriyle alakadar olurdu



Hz. Peygamber, günlük ziyaretlerini aksatmadan yapar, onlarla sohbet eder, hal ve hatırlarını sorar ve dertleriyle ilgilenirdi. Ondaki bu incelik, bütün hanımlarına yansımıştır. Bir gün savaşta, babasını ve yakınlarını kaybeden Safiye annemizin yanında, Hz. Peygamber hiç uyumamış, sabaha kadar kendisiyle sohbet edip, ilgilenmiştir.



Hz. Peygamber hastalandığında `keşke senin uğradığın hastalığa ben uğrasaydım, senin yerinde yatan ben olsaydım` deyince diğer hanımlar birbirlerine göz kırparlar. Bunu gören Resulullah, `Safiyye bu sözünde sâdıktır` buyurur. İnsan fıtratında var olan eğlenme ve şakalaşma ihtiyacını bilen Resulullah (sav) buna da imkân tanımış ve bizzat eşleriyle şakalaşmıştır. Muhtelif seferlerde Hz. Aişe ile koşu yarışması yaptığını validemiz kendisi söyler.



Eşinin fikrini uygulayan peygamber



Hudeybiye anlaşması, Müslümanlara çok ağır gelmişti. Kâbe`ye varamadan geri döneceklerdi. Anlaşmayı yazma işinden çıkınca, Resulullah, ashabına: `Kalkın kurbanlarınızı kesin, sonra da tıraş olun!` buyurdu. Ancak (müşriklerle yapılan bu antlaşmadan hiç kimse memnun değildi. Bu sebeple) kimse kalkamadı. Resulullah (sav), emrini üç kere tekrar etti. Yine kalkan olmayınca Ümmü Seleme`nin çadırına girdi. Ona halktan maruz kaldığı bu hali anlattı. O, kendisine: `Ey Allah`ın Resulü! Bunu (yani halkın kurbanını kesip, tıraşını olmasını) istiyor musun? Öyleyse çık, ashaptan hiçbiriyle konuşma, deveni kes, berberini çağır, seni tıraş etsin!` dedi. Hz. Peygamber kalktı, hiç kimse ile konuşmadan bunların hepsini yaptı: Devesini kesti, berberini çağırdı, tıraş oldu. Ashab bunları görünce kalktılar kurbanlarını kestiler, birbirlerini tıraş ettiler`



İslam tarihindeki bu müthiş olay, üzerine durulup düşünülmesi gereken bir konudur. Kim, eşine bu denli iltifatkar olabilir. Kaç aile reisi, en sıkıntılı anlarında hanımıyla istişare yapabilir? Kaç kişi en zor zamanlarında, hanımının sözünü dinler ve ona değer verir ki?



`En hayırlılarınız, aileniz için hayırlı olanlarınızdır`



Peygamberimiz (sav): `En hayırlılarınız, ailesi için hayırlı olanınızdır. Bana gelince ben, aileme karşı sizden en hayırlı olanınızım` buyurmuştur. O ailesiyle birlikte olduğunda, onlarla sohbet eder, vakit geçirir, hal ve hatırlarını sorar, şakalaşır ve onları büyük bir ciddiyetle eğitirdi.



Efendimiz (sav)`ın hayatından öğrendiğimiz, O`nun ailesine karşı iki istikameti olduğudur. Birincisi; aile fertlerinin her biri şahsen teması ve özel sohbeti... İkincisi; aile fertlerinin tamamının birbirleriyle teması ve sohbeti...



Resulullah, bu prensiplerini bozmamak için, bunlara çok ihtimam gösterir, dikkat ederdi. Ayrıca her sabah mescitten çıktıktan sonra ve her ikindi namazını kıldıktan sonra, hanımlarına uğrar, belirli sürelerde onlarla sohbet ederdi.



Ailesini özellikle bir araya toplardı



Resulullah (sav), aile fertlerinin bir araya toplanmasını sağlamak gayesiyle her akşam, bütün hanımları, Efendimiz o gece kimde geceleyecekse, onun evine toplanır ve topluca sohbet ederlerdi. Bu sohbetlerde, Efendimizin zevcelerine ibretli kıssalar anlattığı, güldürücü şakalar yaptığı rivayet edilmiştir.



İlgilenme ve değer verme



Kendisini, muhatabının fikrine saygı duyma ve önerilerini dikkate almada da gösterir. Ve tabii ki Hz. Peygamber bu konuda da örnek teşkil eder bugünün erkeklerine ve tüm insanlara. Özellikle eşinin sözüne ve düşüncesine, doğrudan hanımını ilgilendiren konularda bile müracaat etmeyen aile reisleri, Hz. Peygamber`in (sav) yaşayışı göz önüne alındığında en yakın arkadaşlarına haksızlık etmektedirler. Oysa Hz. Peygamber çok kritik anlarda eşlerinin fikrini almış ve uygulamıştır...



selam ve dua ile...

deneme hadis 02:04

hadis hadis hadis

peygamberimiz eşlerine nasıl davranırdı... 02:03

Son peygamberin evi, yeryüzünde kurulan, gelmiş ve geçmiş bütün evlerin en mesudu, en hürmete layık olanıydı. Onun, hane-i saadetleri, kaynayan bir aşkla her dem saadet kokardı. Allah`ın yarattığı kullar içerisinde hiçbir kadın, Efendimizin hanımlarını sevdiği gibi sevilmemiştir. Yaratılan kullar içerisinde hiçbir erkek de Hz Peygamber(sav) gibi sevilmemiştir. Mecnun, onun katresinden dökülen bir parça bile değildi. Bu sevgi kaynağının elbette en önemli sebebi, Allah Resulünün, hanesinde bulunanlara uyguladığı terbiye usulüydü. Bu usulle, etrafındaki herkesin kalbinde O`na karşı sonsuz bir hürmet ve bağlılık oluşmuştu. O`nun her adımını taklit etmekle, insanlık hem şeref hem huzur bulacaktır. O`nun aile reisi olarak çizdiği portre de hayranlıkla izlenecek mükemmelliktedir. Sabrın, merhametin, şefkatin, anlayışın, inceliğin ve hoşgörünün timsaliydi Efendimiz. Bu faziletler, tarih boyunca hiç kimsede bu denli coşkun ifade olanağı bulamamıştı.



Hz. Peygamber hayatının her alanında büyük bir örnektir!



`Müminlerin iman bakımından en kusursuzu, ahlâkı en güzel olanıdır. Ahlâkı en güzel olanınız da, kadınlarına en güzel davrananınızdır` [Ebu Davud]



Hanımlarına faziletlerini söylemesi, sevdiğini ifade etmesi, bineğine alması, aynı kabın suyu ile müştereken yıkanılması, hanımının hayvana binmesinde yardımcı olması ve dizine bastırarak bindirmesi, kendisine yapılan yemek davetine `hanım da olursa` kaydıyla icabet etmesi, bir sıkıntıyla kederlenip ağlayanın gözyaşlarını elleriyle silerek teselli etmesi gibi Resulullah`ın (sav) pek çok davranışı hanımlarını memnun etmeye yöneliktir.



Eşinin meseleleriyle alakadar olurdu



Hz. Peygamber, günlük ziyaretlerini aksatmadan yapar, onlarla sohbet eder, hal ve hatırlarını sorar ve dertleriyle ilgilenirdi. Ondaki bu incelik, bütün hanımlarına yansımıştır. Bir gün savaşta, babasını ve yakınlarını kaybeden Safiye annemizin yanında, Hz. Peygamber hiç uyumamış, sabaha kadar kendisiyle sohbet edip, ilgilenmiştir.



Hz. Peygamber hastalandığında `keşke senin uğradığın hastalığa ben uğrasaydım, senin yerinde yatan ben olsaydım` deyince diğer hanımlar birbirlerine göz kırparlar. Bunu gören Resulullah, `Safiyye bu sözünde sâdıktır` buyurur. İnsan fıtratında var olan eğlenme ve şakalaşma ihtiyacını bilen Resulullah (sav) buna da imkân tanımış ve bizzat eşleriyle şakalaşmıştır. Muhtelif seferlerde Hz. Aişe ile koşu yarışması yaptığını validemiz kendisi söyler.



Eşinin fikrini uygulayan peygamber



Hudeybiye anlaşması, Müslümanlara çok ağır gelmişti. Kâbe`ye varamadan geri döneceklerdi. Anlaşmayı yazma işinden çıkınca, Resulullah, ashabına: `Kalkın kurbanlarınızı kesin, sonra da tıraş olun!` buyurdu. Ancak (müşriklerle yapılan bu antlaşmadan hiç kimse memnun değildi. Bu sebeple) kimse kalkamadı. Resulullah (sav), emrini üç kere tekrar etti. Yine kalkan olmayınca Ümmü Seleme`nin çadırına girdi. Ona halktan maruz kaldığı bu hali anlattı. O, kendisine: `Ey Allah`ın Resulü! Bunu (yani halkın kurbanını kesip, tıraşını olmasını) istiyor musun? Öyleyse çık, ashaptan hiçbiriyle konuşma, deveni kes, berberini çağır, seni tıraş etsin!` dedi. Hz. Peygamber kalktı, hiç kimse ile konuşmadan bunların hepsini yaptı: Devesini kesti, berberini çağırdı, tıraş oldu. Ashab bunları görünce kalktılar kurbanlarını kestiler, birbirlerini tıraş ettiler`



İslam tarihindeki bu müthiş olay, üzerine durulup düşünülmesi gereken bir konudur. Kim, eşine bu denli iltifatkar olabilir. Kaç aile reisi, en sıkıntılı anlarında hanımıyla istişare yapabilir? Kaç kişi en zor zamanlarında, hanımının sözünü dinler ve ona değer verir ki?



`En hayırlılarınız, aileniz için hayırlı olanlarınızdır`



Peygamberimiz (sav): `En hayırlılarınız, ailesi için hayırlı olanınızdır. Bana gelince ben, aileme karşı sizden en hayırlı olanınızım` buyurmuştur. O ailesiyle birlikte olduğunda, onlarla sohbet eder, vakit geçirir, hal ve hatırlarını sorar, şakalaşır ve onları büyük bir ciddiyetle eğitirdi.



Efendimiz (sav)`ın hayatından öğrendiğimiz, O`nun ailesine karşı iki istikameti olduğudur. Birincisi; aile fertlerinin her biri şahsen teması ve özel sohbeti... İkincisi; aile fertlerinin tamamının birbirleriyle teması ve sohbeti...



Resulullah, bu prensiplerini bozmamak için, bunlara çok ihtimam gösterir, dikkat ederdi. Ayrıca her sabah mescitten çıktıktan sonra ve her ikindi namazını kıldıktan sonra, hanımlarına uğrar, belirli sürelerde onlarla sohbet ederdi.



Ailesini özellikle bir araya toplardı



Resulullah (sav), aile fertlerinin bir araya toplanmasını sağlamak gayesiyle her akşam, bütün hanımları, Efendimiz o gece kimde geceleyecekse, onun evine toplanır ve topluca sohbet ederlerdi. Bu sohbetlerde, Efendimizin zevcelerine ibretli kıssalar anlattığı, güldürücü şakalar yaptığı rivayet edilmiştir.



İlgilenme ve değer verme



Kendisini, muhatabının fikrine saygı duyma ve önerilerini dikkate almada da gösterir. Ve tabii ki Hz. Peygamber bu konuda da örnek teşkil eder bugünün erkeklerine ve tüm insanlara. Özellikle eşinin sözüne ve düşüncesine, doğrudan hanımını ilgilendiren konularda bile müracaat etmeyen aile reisleri, Hz. Peygamber`in (sav) yaşayışı göz önüne alındığında en yakın arkadaşlarına haksızlık etmektedirler. Oysa Hz. Peygamber çok kritik anlarda eşlerinin fikrini almış ve uygulamıştır...



selam ve dua ile...

Hayırlı Cumalar...Selam ve Dua ile... 01:49

01:02

Peygamberimiz (s.a.v) Hz.Ali'ye şöyle dedi.




"Ya Ali Beş şeyi Yapmadan Yatma"



1- Kur'anın Hepsini Okumadan Yatma.



2- Dört Bin Dirhem Sadaka Vermeden Yatma.



3- Kabeyi Ziyaret Etmeden Yatma.



4- Cennette Yeriniz Hazırlamadan Yatma.



5- Küs Olduğun Biriyle Barışmadan Yatma.



Ali (r.a) Bu Nası...l O...lur Ya ResulALLAH Dedi.?





Peygamberimiz(s.a.v) şöyle Buyurdu



Bilmiyormusunki





1- (3 Kere) Ihlas Süresi Kur'anin Hepsine Eşittir.



2-(4 Kere) Fatiha Süresi 4 Bin Dirheme Eşittir.



3- (10 Kere)

"Lailahe IllALLAHu Vahdehu La şerikele Lehü El'mülkü Ve Lehü El'hamdü Yuhyi Ve Yümitu Ve Hüve Ala Külli şey'in Kadiyr"



Demende Kabeyi Ziyarete Eşittir



4-(10 Kere)

"La Havle Vela Kuvvete Illa Billahi El Aliy El Aziym"



Demen Cennette Yerini Hazırlamana Vesiledir.



5- (10 Kere)

"Estağfurullahi El Aziym Ellezi Lailahe Illa Hu El Hay El Kayyum Ve Etubu Ileyhi"

Demen Darlığın Ve Husumetli Olduğun İnsanlarla Barışmış Derecesinde Ecre Vesiledir